gezgin.com yeni kayıt | giriş 
notlar
aktiviteler
fotoğraflar
gezi yazıları
forum


not ekle
fotoğraf ekle
aktivite ekle
yazı ekle
foruma yaz



Bülent'le Gittim (#2)

Bülent'le Gittim (#2) - (10.10.2001)

Derken, bir kamyon bizi aldı, iki kişi vardı, iki de biz biraz sıkıştık ama ne önemi vardı, sonra fark ettik ki bir araç bulmanın sevinci Bülent'in kazağını km. taşında unutmasıyla sonuçlanmıştı. şoför ve muavini Sivrihisar'a dek bize Arapların cinsel organlarının ne kadar uzun olduğunu, yok efendim oturunca yere değermiş bu yüzden düğüm atarlarmış gibi hikayeler anlattılar; biz korkmadık hehe...

Bir ara Nasrettin Hoca'nın eşşekli heykelinin olduğu yerde mola verdik. O gün akşama dek Afyon civarında bir yere anca gelebildik, bu yüzden çadır kurduk eh eh ben dikmiştim tabii ki çadırı ve üstünde 06 yazıyordu. İlk akşam ne yedik hatırlamıyorum fakat o gecenin soğuğunu unutmak mümkün değildi; tüm gece Bülent'le birbirimize yapışıp durduk. Ah Afyon'un soğuğu yazın bile donduruyor. Bir ara Bülent kalktı birileri var diye, galiba çadırın ipleri gıcırdıyordu ama o gecenin derinliklerine taşlar attı... Donmadık tabii ki ve sabah oldu.

Uşak'ta Angılı'yla buluşacaktık, garajda akşama dek bekledik, gelmedi. Orada her köyün delisi türünden insanlarla karşılaştık. çadır kurmak için yine şehir dışına çıkalım diye yürümeye başladık karayolları kavşağında polis durdurdu: “kimliklerâ€?. Birimizin kimliğiyle ilgili bi dert olmuştu ama neyse sonunda bıraktılar çıktık Uşak'tan. Hava kararmaya başlamıştı, bir yokuştan inerek sağda bir ağaç altı düzlüğüne kurduk çadırımızı. Afyon gibi soğuk değildi. Sabah uyanınca gördüm ki orada bir su arkı var, ee o zaman bende de çok saç var ve yıkamayınca sinirli oluyorum :-). Sabunu kaptığım gibi buz gibi suda saçlarımı üç kere sabunladım, suya daldırıp daldırıp ta duruladım, oh! Döndüm ki Bülent yok, az sonra bi heyecanla geldi “ya tarlada bi ihtiyarla konuştum adam diyalektiği biliyorâ€? hahahah hey gidi günler, tekrar gittik birlikte adama ama sonra bir şey olmadı. O gün iyi yol aldık. Turgutlu'da bir çukurda konserveyi taşla açıp içindeki dolmayı ağaç dalıyla yediğimizi hatırlıyorum. İzmir'den bir otobüse bindiğimizi -çünkü gece olmuştu- ve Torbalı'da indiğimizi ve hemen oracıkta yol kenarında hasat edilmiş bir tarlada uyuyuverdiğimizi ve sabahın yakıcı ışıklarıyla uyandığımızı hatırlıyorum.

Ama sonunda Kuşadası'na vardık ve mokamp -X'e çadır kurduk 06 Ankara hehe. İşte bu gezide ilk ve son defa çok şahane bişey yaptık, bir kitabı birlikte okuduk ve çok sonraları gördük ki kimse bizim anladığımız gibi anlamamış yazılan öykünün altındaki İtalyan komünist partisinin hayat hikayesini: “Ağaca tüneyen baronâ€? İtalo Calvino.

Calvino'yu öylece sevdik ama o yıllar meşhur değildi, çok sonraları diğer kitaplarıyla birlikte yeniden gündeme geldi ve meşhur oldu ama bizim üçleme olan Ağaca Tüneyen Baron, İkiye Bölünen Vikont ve Var Olmayan şövalye ile değil de, mesela Görünmez Kentler, Bir Kış Günü Bir Yolcu gibi kitaplarıyla. Bu İtalyanlar çok acayip: D. Buzatti, Calvino'nun ustası E.Vittorini; mükemmel adamlar...

Burada keseyim Calvino'dan sonra devam etmek keyifli değil...