BAşTANAşAğIKANDIRMACA - (18.5.2005) |
Türkiyede feodal dönem çoktan kapandı ama bitmiyor, sürekli şehirleşme sürekli şehre göç, ile ve taşrada hüküm süren milliyetçilik ve laikleşememe gibi unsurları hala tüm hızı ile kentleşme çabasındaki insanların üstüne çöküyor hatta işgal ediyor.
Birçok insan için beyinler çoktan açık, hatta fazlasıyla açık, ve hatta tüm sath-ı memlekette açık , bilgi herkese kolayca ulaşıyor, doğru yanlış diye de bişey yok, tüm bilgiler tekerbaşlarına doğru,yerel, ama bilgilerin durumla, dönemle uyumu sorun yaşamamıza sebep olurken, şimdi dönemin ne olduğu belli değil,... modern bir tr. mi, feodal mi? hepsi bir arada...
Denge toplumlarında bilgiler bindefa biner kişi tarafından bindeneyimle süzülür ve sonrakine aktarıldığında o kişi bu süzme ve uyum sayesinde uyumlu olarak alış eleştirmez, zaten önünde ve önünü açan bişey olarak duruyodur gelmiştir o. Ama bu kaosta istediğin kadar bil, yanındaki ile uyumlu olmayınca makine yürümüyor, sen istediğin kadar sev, sevdiğinin hayata dair kuşku, korku, güven sıkıntıları varsa onca sevgi boşa gidiyor. Herkes ayakta neyana gideceğini bilemeden bir ileri bir geri, bi bu tarafa bi şu tarafa kıpraşıp duruyor... gazete haberleri de öyle, aspirin birgün en yararlı ertesigün zararlı ilan edilip duruyor. Bütünlük yok. Kişilerin bütünlük çaba ve gösterileride işe yaramıyor çünki bunca güvensizlik ortamında onlarda telef olup gidiyor.
Kafalar almış başınıgidiyor:-) ama vücutlar yetersiz.
Matrix filmini hatırlayalım. Ordaki action sahnelerinden herhangi birinde o insanlardan biri hareketinin daha birinci mikrosaniyesinde tüm kemiklerini kırar, unufak olur ve tüm etleri cayır cayır yanıp kül olur...bu bilinmiyor mu? o süratle hareket edebilecek olsa, o biliyor filmi yapıyor bu yüzden:-)
ama siz biliyormusunuz? hayır, düşünmüyorsunuz bile. Siz sadece yapabileceğinizi hatta öyle olduğunuzu hissetmek istiyorsunuz, çünki olabildiğince güçsüzsünüz. Sıfıra yakın gücünüz var. Tek gücünüz kafanızdaki yapabileceğinizi sanma hissi.
halbuki,
Tek güç yaptığımızdır, yemeği yakmadan pişirebilmek, bir bakkalın yanına çırak girip on yıl ayda ikiyüz lira maaşla çalışmaktır, 100mt yi 10 saniyede koşmak, düşmeden ağaca çıkabilmek, yokuş aşağı koşarken uçarcasına, düşüp "ah dizlerim gitti" olmadan durabilmektir. Bunlardan uzaklaştıkça ihtiyacımız olan gücü kafamıza ordan burdan bulduklarımızla doldurarak yaşamaya ,elde etmeye çalışıyoruz ama herşey gittikçe daha içinden çıkılmaz oluyor.
Gelin kafamızla vücudumuz arasında açılan mesafeyi kapatmayı seçelim yeniden. Yapabileceğimiz kadar yaşayalım, düşünelim, öğrenelim. Bunun ilk adımıda;
önümüzde ne varsa onu sorgusuz sualsiz güvenle, kuşku duymadan yaşamaktır. Karşısındakine yanındakine değilde kendine güvenmek ve yanındakinin elinden tutup "hadi" demektir, "hadi yemek yapalım", "hadi ağaca çıkalım", "hadi karınca toplayalım"
ha gayret.
Durun bir örnek daha vermek istiyorum; bir arkadaşımın 10 yaşındaki çocuğu "anne esrar ne?" diye sorduğunda o akşam annesi hastanelik oluyor, benzeri 15 yıldır kardeşimin kızı ile oluyor artık kardeşim her ay bikere enaz hastanelik oluyor, tüm annneler mi? , bence evet hepsi bu durumla karşılaşıyor, 10 yaşındaki çocuğunuz size 40-50-60 yaşında duymadığınız ya da sizin anlamak yapmak için yıllarınızı almış bişeyi soruverdiğinde baygınlık geçirmenize gerek yok, hiçbişey yapmayın, bayılmayın, doğruyu söyleyin "kafa yapar çocuğum" deyin geçin, birgün okuldan "ben kafa yaptım anne, şaane oldu" diye geldiğinde de hiçbişey yapmayın, bırakın, o kendisi girdiği yerden çıkmasını bilir, kendi korkularınızla onun önüne duvarlar örmeyinki onun hayatının amacı haline gelmesin birgün o duvarları aşmak.
Önüne hiçbir engel koymayınki kendi genlerindeki cevher kendi bulsun yolunu.
10 yaşında çocuğun esrar içmesi 30 yaşında erişkinin kendini matrixteki adam sanması değildir, çocuk esrarı içer geçer gider ama matrixteki o hareketi asla yapamazsınız siz.