HAYATMEMAT
İşler karışana dek herşey göründüğü gibidir, ya da anladığımız gibi. Ama bir zaman gelir işler karışır. O zaman ortaya sorular gelir, sorular ve onlara verilen cevapların yeni soruları...buna ameliyat da diyebiliriz..
Beyin cerrahı Gazi Yaşargili seyretmiştim bikeresinde...tümöre, yada patlamış bir kılcal damar tortusuna ya da hasarlı bölgeye, ya da hasta olan bölgeye ulaşmak için nasıl dakikalarca, onlarca, yüzlerce işlem yapıp iniyor iniyordu içeriye, onu kesiyor, koterle bağlıyor, diğeri geliyor onu açıyor, altına iniyor, bu arada birkaç damar daha kesip onları bağlıyor iniyor iniyor...sanki bitmez tükenmez bir işlemi defalarca tekrarlıyor ama sonunda hasta bölgeye ulaşıyor,... nerdeyse hiç zarar vermeden tahrip edip dokuları öldürmeden..ve hasta kısma yapacağı müdahaleyi yapıp çıkıyor...
Göründüğü gibi olan herşey çok iyidir...herşey biyere dek göründüğü gibidir..
Tamamını anlamak için soru sormak gerekir,ama bunun için çok önemli bir ihtiyaç vardır; sorulara cevap verecek birisi yada bişey. Sorular cevaplanmak istemeyebilir..siz sorarsınız cevapçı da tık yok ağzını açmaz...Mesela bir çiçeğe "niye sarısın" desen cevap alamazsın...sana öyle bakmaya devam eder, hatta bakmaz bile, o öyledir durur zaten..suyu bulunca büyür, güneş görünce sentez yapar, nerden mi biliyorum?; cevap veremeyenleri gözlersen öğrenirsin, o cevaplarını zamanla senin önüne koyar..sen sormasan da koyar...ama burda da herşey benim gördüğüm yere kadardır...soru denen şey de kendiliğinden gelir zaten, zaten cevapların kendiliğinden var olması gibi. İşleri karıştıran herşeyin birbiriyle olan ilintisidir, hiçbişey kendibaşına var olmadığı için , olamadığı için hiçbişeyi kesip biçip sapasaf olarak gözleyemezsin...gözlem devam ettikçe herşey ilintilenmeye ve anlaşılması gereken şeyler geometrik bir hızla çoğalarak dağlar gibi yığılmaya başlar...işler orda karışır...Seçimler yaparak teker teker soruları tanzim etmek gerekir...tabi yine bir cevapçıya ihtiyaç vardır...bir bilene sorular sorulur ve hayat boyu bu kere bilenler aranır bulunur heryerden, Bilenler de heryerdedir, sorular sorulsun diye bekler onun için vardırlar...buna iletişim de diyebiliriz..hayat devam ettikçe insanlar sordukları sorularla kendilerini oluştururlar...Insanları sordukları sorular biçimlendirir...çiçekleri mi? onların soruları içlerine yerleştirilmiştir, zamanı geldikçe hazır sorularının cevaplarını buldukça büyür gelişirler. Sorular bitince de ölürler...insanlarda öyledir, ama pekte öyle değildir..dilleri vardır ve bu sayede erken yaşlanabilirler, erken yaşta çok soru sorup çok şey bilip erken yaşlanabilirler ama biyolojik ölüm çağları gelmediği içinde ölmezler...başka işlere yararlar...başka işler için yaşarlar...insan olmanın gereği, hayatı daha karmaşık hale sokarlar.
İnsan olunca zor olan bişey de dili olması ya, soru sormak ve cevap almak için ya , bir soru sorana bir cevapçı lazım ya, ya cevapçı cevap vermiyorsa...? Bir keresinde,onlu yaşlarımda tosyaya dedemin yanına gittiğim bir yaz karısı bana "ananı sattınız mı ?"deyivermişti...annem boşanmıştı ,bende dedemin karısını sevmezdim, anneannem arkasından konuşurdu çünki. Dördüncü karısı idi ve artık en son evdeki hizmetçi ile evlenmişti ,93 yaşındaöldü dedem..."sattınız mı?" dedi, kızdığımı ya da altüst olduğumu hatırlıyorum ama "sen kendini sattın mı" demedim , tepki göstermedim yada gidip yatagına işemedim, hiçbir intikam almadım ,ben uysal bir çocuktum...sorulara cevaplarını verdim, herkesin hayatı kolayca aktı geçti...
Bugünlerde insanlar birbirlerinin sorularına cevap veremiyorlar...soru hayat demek, dolayısı ile bir soru ile hayatlarına müdahale edilmesi onları rahatsız ediyor...saldırı olarak algılanabiliyor...belki haklıdırlar...ama hayatların yaşaması için sorular ve onlara verilebilen cevaplar gerekiyor verilmeyen her sorunun cevabı bize acı keder olarak geri dönüyor...